Tarihin hükmünden korkmak

0
1318

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’na yönelen tepkilerin ardından oniki baronun imzasıyla sunulan olağanüstü genel kurul çağrısı Türkiye Barolar Birliği tarafından reddedildi. Red gerekçesinde “Her ne kadar sayıya ilişkin şekil şartı gerçekleşmiş olsa da, Avukatlık Kanunu’na ve yerleşik içtihatlara göre, olağanüstü genel kurulun seçimli yapılabilmesi, sadece başkanlık makamının boşalması durumunda olabilir. Dolayısıyla seçim talepleri hukuka aykırıdır.”denmiş. Yani şöyle düşünün Türkiye’deki toplam avukatların yüzden 60’dan fazlasını temsil eden, İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Antalya gibi kentlerin de aralarında bulunduğu 12 baro “olağanüstü bir durum var genel kurul toplansın diyor başkandan gelen yanıt “şekil şartı gerçekleşmiş de olsa makam benim değil mi toplamıyorum” minvalinde.

Olağanüstü genel kurul çağrısında bulunan 12 Baro ortak açıklamasında şunları söylüyordu oysa “Bu davet, Türkiye Barolar Birliği’nin kurumsal kimliğini ve Baroların Birliğini sarsmaya değil, tam aksine Baroların; Hukuk Devleti, Bağımsız Yargı, Avukatlık mesleğinin itibarı ve bağımsızlığı ile, daha güçlü savunma mücadelesinin önünde duran; söylemleri ile baroları ayrıştıran, baroları hedef gösteren anlayışa karşı, bu anlayış, tavır, eylem ve söylemin genel kurulun tartışmasına açılmasına yönelen bir davettir.

Bu davet; maddi sıkıntıları nedeniyle canına kıyan, korumalarca ya da polis memurlarınca hunharca darp edilen, haciz mahallinde öldürülen, ekonomik kaos ve sömürü düzeninde çalışmaya zorlanan, bölünmüş adliyeler arasında koştururken, o adliyelere üzerleri aranarak girebilen ve baştan kriminalleştirilen, her gün siyasallaşan bir hukuk düzeninde hayatta kalmaya çalışan ve tüm bu sorunların, evet kavga etmeden ama biat ederek değil, 80 baro ve 125 bin avukatın örgütlü gücü ile dik durarak çözülebileceğine inanan avukatların, seçimle gelen birlik başkanlarına yönelttikleri demokratik bir davettir.

Birlik red kararına ilişkin bir de açıklama yaptı ki evlere şenlik…Her satırından hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye saygı akıyor (!)

“Olağanüstü genel kurul talebinde bulunan baro yönetim kurullarının gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin TBB Genel Kurulu’nun yetki alanına giren somut bir hususu görüşmek amacı taşımadığı görülmektedir. Talepler; ağırlıklı olarak TBB Başkanı’nın Adli Yıl Açılış Töreni’ne katılmasına, Yargı Reformu sürecinde Cumhurbaşkanlığı ve Adalet Bakanlığı başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yetkili makam ve mercileri ile iletişim kurmasına ilişkindir. Bazı Baro Yönetim Kurulları ise TBB Başkanı’nın Barış Pınarı Harekâtı’na ilişki açıklamalarını da, olağanüstü genel kurul isteyen ilave kararlarında gerekçe olarak göstermişlerdir.”

Yani Barolar Birliği Başkanı olan şahsın, yürütme erkine ait sarayda yapılan adli yıl açılış törenine, karşı çıkmak bir yana coşkuyla katılmasında hiçbir tuhaflık görmüyor Barolar Birliği. Yargı bağımsızlığı konusunda geldiğimiz nihai yer herkesin gözleri önündeyken bunu da olağanüstü bir durum olarak kabul etmiyor. Avukatlık mesleğinin içinde bulunduğu koşullar, savunmaya yönelik baskılar deseniz orada da her şey güllük gülistanlık. Sayın Feyzioğlu’nun Barış Pınarı Harekatı sırasındaki “Devlet sivillerin hayatını korumak zorunda değil” türünden, Türkiye’nin bundan yetmiş sene evvel kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ndeki temel ilkelere dahi aykırı lakırdıları da “düşünce ve ifade hürriyeti” kapsamında saygı duyulması gereken şahsi kanaatleriymiş bu arada dikkatinizi çekerim.

Bilhassa bu son kısım üstüne, açıklamayı hazırlayan kişilerin bir hukuk  tedrisatından geçip geçmediği konusunda şüpheye düştüm. Düşünce ve ifade hürriyeti kimsenin düşüncelerinden ötürü cezalandırılmaması anlamına gelir, yoksa kişiyi eleştirilerden azade kılmaz, hele hele yargının bir unsuru olan savunmayı temsil eden kişinin insan haklarına, meslek etiğine aykırı beyanlarına saygı duyulması yükümlülüğünü asla kapsamaz. Görüşlerinden ve ifadelerinden rahatsız oldukları için kurum içi demokrasiye başvurarak seçimli genel kurul davet yapanlara “bu benim ifade hürriyetim saygı duymak zorundasınız” demek, özgürlüğün değil despotluğun bir ifadesi  oluyor ama Sayın Barolar Birliği Başkanı bunun farkında mıdır bilemiyoruz. İnsanlığın ortak değerlerini ve temsil ettiği makamın anlamını unutanlara birileri bunu hatırlatıyorsa, düşünce ve ifade hürriyetim var diyemezsiniz ama Başkan Bey arzu ederse gönlüne göre bir siyasi parti bulup orada doya doya dile getirebilir elbette müstesna fikirlerini.

Geçmişimizden bir hatırlatma ile bağlayayım konuyu.

27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında, bazı Ceza Hukuku profesörleri, Demokrat Partililerin cezalandırılması için geçmişe yürüyen ceza kanunları çıkarılabileceği, doğal yargıç ilkesine aykırı bir şekilde ihtilal mahkemeleri kurulabileceği gibi korkunç hukuk ihlallerini sahiplenip savunmaktadırlar. Bir Ceza Hukuku profesörü buna karşı çıkar. 1905’ de Hukuk Mektebi’ ni bitirmiş, Lozan Konferansı’na Adli Müşavir olarak katılmış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı yapmış, ülkenin en önemli Ceza Hukuku hocalarının da aralarında bulunduğu pek çok kıymetli hukukçu yetiştirmiş, hocaların hocası Ord. Prof. Tahir Taner. Dönemin pek çok ceza hukukçusu imza atmakta tereddüt etmezken, bu muazzam hukuka aykırılığın altına imzasını atmak istemez Tahir Taner Hoca ve şöyle der “Ben tarihin hükmünden korkarım”*

Tarafgirliğin gözleri kör ettiği, aklı selimin terk edildiği dönemler hiç bitmez ülkemizde malum. İktidar sahiplerinin arzu ve iradesi doğrultusunda veya gücü elinde tutan tarafta olmanın rahatlığı ile evrensel hukuk ilkelerini, adalet mefhumunu yok sayan hukukçular her devirde bulunur, nesilden nesile intikal eder. “Tarihin hükmünden korkmak” ifadesi hiçbir hukukçunun aklından çıkarmaması gereken son derece soylu bir tavra işaret eder. Siyasetçiler akıl almaz kararların altına imza atabilirler, öfke vatandaşların gözlerini karartabilir, kamplaşan toplumlar intikam hissiyle vahşileşebilir. Sarsıcı  alt üst oluşların yaşandığı zorlu zamanlarda, toplumların vicdanı olması gereken kişiler, aynı körlüğün bir parçası olduğunda şöyle bir dönüp geçmişe bakmak icap eder. Şahsi menfaat ve ikbal peşindekilerin unutmaya baştan meyyâl oldukları bazı erdemleri, bir hatırlayan ya da bir hatırlatan çıkacaktır çünkü mutlaka. İktidar sahiplerine karşı bir milim geri adım atmayanlar, baskıya ve zulme rağmen korkuya kapılmayanlar, hiçbir şeyden değil ama tarihin hükmünden korkanlardır daima.

* Bu anekdotu hatırlattığı için Prof.Dr. Turgut Tarhanlı’ya teşekkür ederim.