Hak Arama Özgürlüğü Ceza Sınırıyla Sınırlandırılamaz

0
425

Hukuku, kanunları ve adaleti düzeltiyoruz diyenlerin bu kadar sürekli sorun üreten kanun değişiklileri yapmanın becerilebildiği bir memleket olmayı başarmak hayret vericidir.

Sorunları gidermek için kanun değiştiriliyor, değiştirilen kanun başka sorunlar üretiyor. Bozuldukça yeniden kanun yap ve her yeni değişiklik bozukluk yaratırsa yine değiştir…

Hukuk, kanunlar ve adalet yap boz tahtası değildir…

Özellikle temel kanunlar olarak bilinen Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve İnfaz kanunu üzerinde yapılacak değişiklikleri iyice düşünmek gerekiyor.

Bazen ortaya çıkan sonuçlar eşitsizlik yaratabilir ve toplum vicdanını yaralar.

Bu örneklerden birisi Anayasa Mahkemesinin 27.12.2018 tarih 2018/71 Esas, 2018/118 Karar sayılı (RG 15.2.2018-30687) iptal kararıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 286/ 2-d maddesine göre “ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) kararlarına karşı temyiz yoluna” başvurulamayacağı hakkındaki sınırlandırma iptal edilmiştir. Kanun koyucu davaların kısa sürede bitmesi amacıyla böyle bir kanuni düzenleme yapmıştı.

Bu iptal kararı artık iki yıllık hapis cezalarının da temyize tabii olacağı kanısını uyandırdı ve kamuoyunda biraz da olsa yankı buldu.

Bu defa başka bir kararla başka bir sorun ortaya çıktı ve kamuoyunun gündemine geldi…

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Cumhuriyet gazetesi mensupları hakkındaki mahkûmiyet kararı hakkında Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildi. İstinaf kararına göre, beş yıldan fazla ceza alanlara Yargıtay yolu açık, beş yıldan az ceza alanlar için kapalı olduğundan az ceza alanlar yeniden hapis yatacak, çok ceza alanlar ise Yargıtay’a başvuru yapabilecekler…

Kanunen durum nedir?

CMUK’un 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri şöyledir: “ 2) Ancak; (a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,

(b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, (…)

Temyiz edilemez.”

2019 yılında ortaya çıkan böyle bir eşitsizlik iki yıl önce de sorun olarak gündeme gelmiş…

Denizli, Elmadağ, İstanbul Asliye Ceza, İskenderun Ağır Ceza, İstanbul Çocuk Mahkemesinden Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla iptal istemli başvurular yapılmış.

Anayasa Mahkemesi yapılan iptal istekli itirazları birleştirmiş ve 2017/48 Esas sayılı dosya üzerinden 27.07. 2017 tarihinde 2017/129 Karar sayılı kararıyla iptal başvurularının reddine karar vermiş (RG 29.07.2017 – 30192).

Bu başvuruların özünü “Direnme yasağı”  başlıklı 284. madde oluşturuyor. Çünkü kanuni düzenlemeye göre (1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez. Ancak (2 )İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır. Yani Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararları kesindir. Sadece itiraz ve temyiz hükümleri saklı tutulmuştur. Anayasa Mahkemesi bu maddeye ilişin iptal başvurusu talebini 27.07.2017 tarihli kararı ile reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi; bu iptal başvurusu içinde ayrıca yer alan 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin iptali talebini de aynı karar içinde değerlendirmiştir.

Anayasa Mahkemesi, başvuruyu yapan Mahkeme tarafından bu maddelerin görülmekte olan davada “uygulanma kabiliyeti olmadığından” yetki yönünden talebi reddetmiştir.

İncelenmiş olan iptal başvurusunun sadece “yetki” bakımından reddedilmiş olması dikkate alındığında yeniden Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulabilir.

Ceza Muhakemesi Kanunun 286. maddesine göre; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri kural olarak temyiz edilebilir. İstisnaları ise maddenin (2) numaralı fıkrasında (a) ve (b) bentlerinde yazılıdır.

Örneğin ilk derece mahkemesi olarak İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Cumhuriyet gazetesi davasında verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları için yapılan istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiş, beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesinin ilk mahkûmiyet kararını “tasdik” niteliğindeki bu kararı temyiz edilemez ve Yargıtay tarafından incelenemez.

Bu durumda gazete mensuplarından Güray Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik, Bülent Utku, Emre İper yeniden hapse girecek… Çünkü Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) tarafından tasdik görmüş cezaları beş yılın altındadır…

Yüksek ceza alan Akın Atalay, Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya, Murat Sabuncu, Orhan Erinç, Ahmet Şık  “temyiz hakkını” kazanmış oldular ve “şimdilik” hapse girmeyecekler.

İşte böyle bir durum Anayasaya aykırıdır.

İki yıllık hapis cezaları için Anayasa Mahkemesi 27.12.2018 tarihli kararı ile düzenlemeyi iptal ederek temyiz yolunu açtığına göre örneğin beş yıllık hapis cezası için neden temyiz yolunu kapatmaktadır?

Anayasa Mahkemesi’nin 27.12.2018 tarih 2018/71 Esas, 2018/118 Kararsayılı iptal kararı ile CMK Madde 286/ 2 -d maddesine göre ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin her türlü Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulabileceğine göre; acaba beş, dört ve üç yıl hapis cezalarına karşı temyiz yolunu kapatmanın gerekçesi nedir?

İstinaf kararı ile mahkumiyetin tasdiki nedeniyle; çok cezadan daha az ceza için sınırlandırma yapılması anayasaya aykırı görülerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği tespiti ile iki yıllık hapis cezaları için Yargıtay yolu açılacak ve/veya beş yıl bir ay hapis cezası alanlar için Yargıtay yolu açık olacak; ancak örneğin dört yıl hapis cezası almışsanız eğer temyiz yolu kapalı olacak!

Bu sınırlandırma için kanunda açık hüküm yoktur ve Anayasada herhangi bir son inceleme merci açıkça gösterilmemiştir. İçtihat mahkemesi olmayan Bölge Adliye Mahkemeleri yeniden yargılama yaparak, yeniden delil toplayarak hüküm kurabilmekte ve yeni mahkûmiyet kararı da verebilmektedir.

O halde bu kararlara karşı temyiz yolu açık olmalıdır. Cezalar arasında bir sınırlandırma getirilmemelidir. Aynı suçlama nedeniyle yargılanan, haklarında aynı deliller toplanarak aralarında ayırım gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilen sanıklar arasında sadece verilen ceza miktarına göre; bir üst yargı organı denetimi yolu iye Yargıtay’a başvurabilme hakkı tanırken beş yıl ve altında ceza alanlar için temyiz yolunun tanınmaması nasıl mümkün olabilir?

Bu durum Anayasada tanımlanan demokratik, laik sosyal hukuk devleti ilkelerine (Madde 2), devletin temel amaç ve görevlerine (Madde 5) ve herkesin kanun önünde eşitliği ilkesine (Madde 10) aykırıdır.

Adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi için ortaya çıkan bu ayırım eşitlik ilkesini zedeler. Hak arama özgürlüğünü kısıtlar. Hapis cezaları için, yani hürriyeti bağlayıcı cezalar bakımından temyiz yolunun bir kısım mahkumiyetler için açık, bir kısım cezalar yönünden kapalı olması; kişi özgürlüğü ve güvenliği ilkesine aykırıdır. Herkes hakkındaki hükmün bir yüksek mahkeme tarafından yeniden incelenmesi hakkına sahiptir. (Fİ/EKN)

Kaynak